İstanbul’un İki Göz Bebeği

İstanbul’un göz bebeği olan iki tarihi kule. Biri Galata Kulesi bir diğeri ise Kız Kulesi.

Bu iki kule hakkında birçok efsanevi hikâye duymuşsunuzdur. Gelin sizlerle bu iki kulenin tarihine birlikte göz atalım.

Galata Kulesi’nin Tarihi

Eski dönemlerde İsa kulesi olarak da adlandırıldığı bilinen Galata Kulesi’nin inşa edildiği tarih tam olarak bilinmemektedir. Ancak kule bugün bulunduğu konumdaki en eski ve önemli yapı olma özelliğini korumaktadır.

Tarihi boyunca farklı medeniyetlere ve kültürlere ev sahipliği yapmıştır. Bunlardan en önemlileri Romalılar, Venedikliler, Osmanlılar ve Cenevizlilerdir. 

Hezarfen Ahmed Çelebi

Padişah IV. Murat döneminde yaşamış olan Hezarfen Ahmed Çelebi; 1609 senesinde İstanbul’da dünyaya gelmişti. Deney yapmayı seven, araştırmacı bir yapıya sahipti. Engin bilgisi nedeniyle kendisine “bin fenli” manasındaki “Hezarfen” ismi verildiği bilinmektedir. Hayatıyla ilgili çok az bilgi mevcuttur.

Hezarfen Ahmed Çelebi’nin en büyük hayali, insanların da uçabileceğini herkese kanıtlamaktı. Kendisinden önce uçabilme hayaliyle yanıp tutuşan ancak başarısızlığa uğrayarak denemelerinden birinin sonucunda hayatını kaybeden İsmail Cevheri, onun önündeki en büyük örnekti. Uzun bir süre boyunca Cevheri’nin çalışmalarını incelemiş ve yaptığı hatalar üzerinde durmuştur. 

Hezarfen Ahmed Çelebi

Uçma denemesini gerçekleştirmeden önce kendine bir rota belirlemesi gerektiğini düşünen Hezarfen, Galata Kulesi’nin tepesini kendine başlangıç noktası kabul etmişti. Bitiş noktası yani son durağı ise Üsküdar’daki Doğancılar semti olacaktı.

Kulenin en tepesinden bir kuş misali Kanatlarını hareket ettirerek süzülmeye başlamış, önceden belirlediği rotasını takip ederek bitiş noktasına başarıyla iniş yapmıştır.

IV. Murat tarafından önce kese altın ile ödüllendirilse de daha sonraları kendisinden korkulmaya başlanmıştır. Bu nedenle Hezarfen Ahmed Çelebi, Cezayir’e sürgün edilmiş ve sürgün edilişinden iki yıl sonra (31 yaşında) ölüm haberi ulaşmıştır. 

ugün cesaretiyle hala birçok insana ilham olan Hezarfen Ahmed Çelebi, o gün kimsenin beklemediği ve insanların şaşkın gözlerle şahit olduğu başarısına yalnızca kuşları taklit ederek ulaşmıştır.

Kız Kulesi’nin Tarihi

İstanbul’un bir diğer göz bebeği ise Kız Kulesi’dir. Tarihi kaynaklara bakıldığında, bu ihtişamlı yapıdan ilk olarak MÖ.40 yılında söz edildiğini görüyoruz. Kendisine birçok şiir yazılmış, İstanbul ve Üsküdar’ın sembolü haline gelmiş olan Kız Kulesi, Bizans döneminde inşa edilmişti. Avrupalı tarihçiler tarafından Leander Kulesi olarak da adlandırılmaktadır. Atinalı Alkibiades tarafından boğazdan geçen gemileri kontrol etmek ve vergi almak amacı ile inşa edilmişti. Bizans döneminde gümrük istasyonu, Yunan döneminde mezarlık, Osmanlı döneminde ise karantina binası olarak kullanılmıştır. 

İstanbul’un fethi sırasında Venediklilerin bu kuleyi üs olarak kullandığı ve Bizanslılara yardım ettiği bilinmektedir. 

2000 yıldan fazla bir geçmişe sahip olmasına rağmen bugün hala ilk günkü ihtişamıyla ayakta duran Kız Kulesi, hiçbir zaman gemilere yol gösterme ve pusula olma özelliğini kaybetmemiştir. 

Galata ve Kız Kulesi’nin Efsanevi Aşkı

Bu iki ihtişamlı kulenin aşkını da anlatmadan geçmek olmaz. Kız Kulesi boğazın yalnızlığını süslerken Galata ise tüm büyüleyici duruşu ile İstanbul’un eşsiz manzarasına tepeden bakar.

İşte bu iki tarihi yapıt birbirlerine tüm İstanbul huzurunda âşık olmuşlardır. Fakat aşklarını imkânsız kılan tek şey İstanbul Boğazı’dır. 

Bir gün Galata Kulesi, dayanamayıp duygularını duyurmak için mektuplar ve şiirler yazmış. Hezarfen Ahmed Çelebi’nin Galata’nın en tepe noktasından Üsküdar’a uçacağı vakit, Galata Kulesi dile gelmiş ve Hezarfen’e Kız Kulesi’ne olan aşkını anlatmış. Galata Kulesi’nin çaresizliğine dayanamayan Hezarfen, onun yazdığı mektupları da yanına alarak uçmak için harekete geçmiş. Ancak fırtına ve rüzgâr o kadar kuvvetiymiş ki mektuplar boğazın dört bir yanına dağılmış ve derin turkuaz sularına gömülmüş.

Her şeye rağmen Kız Kulesi anlamış Galata Kulesi’nin ona ne kadar âşık olduğunu. O da aşkını martılarla birlikte şarkı söyleyerek ilan etmiş Galata’ya. İstanbul’un bu iki büyüleyici yapıtının aşkını imkânsız gören herkes, aşkın gücünün tüm imkansızlıklara üstün gelebileceğine bizzat şahit olmuş. Bu iki kulenin aşkı dilden dile, gönülden gönüle geçerek bugüne kadar gelmiş ve efsanevi bir hal almıştır.


Kaynakça:

Biyografya, Timeturk

Resimler

@gezmen_lazim, @galatadayim, @bir_tarihcinin_kadrajindan

Wannart

Total
0
Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki Yazı

Yoksulluk

Sıradaki Yazı

Pride and Prejudice – İnceleme

İlgili Yazılar

Eşitlik İçin Kalkan Yumruklar

1968 Meksika Olimpiyatları, olimpiyat tarihinde benzeri görülmemiş bir protestoya ev sahipliği yaptı. 200 metre yarışında birinci gelen Tommie Smith ve Üçüncü olan John Carlos Amerikan milli marşı okunduğu sırada siyah eldiven giyili ellerini havaya kaldırarak dünyaya eşitlik mesajı verdiler
Devamını Oku