The Truman Show

“The Truman Show”, yapımı üç yıl süren ve gösterime tam çıkış tarihi 5 Haziran 1998 olan ABD yapımı renkli bir filmdir. Truman Show, benim 7 yaşındayken büyükannemin televizyonunda birkaç sahnesine denk gelip dikkatle izlediğim sırada kanalın değiştirilmesiyle yarım kalan şaşkınlığımı kafamda yıllar süren ve sormaya utandığım bir sorgulamaya dönüştüren filmdir. Küçücük ve düşünceli bir çocukken kafamda ampüllerin yanıp şimşeklerin çakmasını sağlayan sahne Truman’ın gemisinin, kendisi için yaratılan dünyanın duvarına çarptığı sahnedir. Truman, gökyüzüne, bulutlara dokunur. Ama bu yukarıda olmayan bir gökyüzüdür ve ben çocukluğumun “Yoksa gökyüzü bazı yerlerde böyle yeryüzü ile birleşiyor mu?” sorusunu ve ilk defa yaşadığımız hayatın bir oyun olabilme ihtimalini düşündüğünü hatırlıyorum. Yıllar yıllar sonra tesadüfen tamamını izlediğim film, üzerimde aynı sahne ile aynı etkiyi yaratmıştır. Hala izlemeyen varsa bu yazıyı okumadan önce mutlaka izlemeniz gereken bir film olduğunu hatırlatmak isterim 🙂

Türü komedi/drama, dili İngilizce olan film 103 dakika uzunluğundadır. Filmin yönetmeni Peter Weir, görüntü yönetmeni Peter Biziou’dur. Yapımcıları Andrew Niccol ve Scott Rudin’dir. Filmin senaryosu Andrew Niccol’a, kurgusu James Haygood’a, müziği Burkhard Dallwitz’e aittir. Başroldeki Truman Burbank karakterini Jim Carrey canlandırmıştır. Truman’ın eşi Meryl Burbank karakterini Laura Linney, aşık olduğu Lauren/Sylvia karakterini Natascha McElhone, arkadaşı Marlon karakterini Noah Emmerich canlandırmıştır. Filme konu olan televizyon programının sahibi Christof karakterini ise Ed Harris canlandırmıştır.

Hayat Hırsızlığı

Film, gösterime çıktığı yıldan itibaren zaten hem sosyolojik açıdan toplumun yansıtılması ve bazı yönleriyle eleştirilmesi açısından hem de sinema tarihi açısından önemli bir yere sahip olsa da bugün sosyal medyanın geldiği ve insanlığı getirdiği noktada daha da hayati ve anlamlı bir öneme sahip hale gelmiştir. Yani diyebiliriz ki Jim Carrey’nin muhteşem oyunculuğunun, filmde kullanılan teknolojinin ve filmin sanatsal boyutundan çok filmin konusu ilgi çekmiştir. Adından da anlaşılacağı üzere yapıt, içerisinde bir şovun anlatıldığı bir filmdir. Yani biz bir filmin içerisinde bir televizyon programını izleriz. Üstelik bu program bir insanın doğumu ile başlamış, o insan için göz yanılmacalarıyla sonsuz ve gerçek bir dünyaymış gibi görünen ama bir stüdyonun içerisine tamamen yapay olarak kurulmuş ve bu insandan habersiz onun bütün hayatının televizyonda sergilendiği bir programdır. Üstelik bir insan hayatının baştan sona olduğu gibi, her detayıyla sergilendiği bu programda reklam arası bile yoktur. Kendisi için oluşturulan ve parayla çalıştırılan oyuncularla yaratılan bu yapay dünya içerisinde her şeyden habersiz ve mutlu şekilde yaşamakta olan kişi Truman Burbank’tır. Truman’ın yaşadığı hayatın sahte olduğunu anlamaması için ona küçüklüğünden beri hem psikolojik hem de fiilen birçok dayatma söz konusudur. Truman küçükken babasını denizde kaybettiği için denizden korkmaktadır çünkü onun için yaratılan dünyanın etrafı sahte denizlerle çevrilidir ve Truman’ın buradan çıkmaması için bu korku gereklidir. Truman’ın yaşadığı hayattan şüphelenmesi yıllar sonra babasını sokakta tekrar görmesiyle başlar.

Gerçeklik Algısı

Film üzerine bugüne dek distopik boyutu, gerçeklik algısı, medya, tüketim ve/veya gözetim toplumu gibi konular bağlamında birçok inceleme ve eleştiri yazısı yazılmıştır. Zaten genel olarak bakıldığında da filmde öne çıkan ve üzerinde durulabilecek özellikle birkaç nokta vardır. Bunlar filmde işlenen gerçeklik teması, toplumun tüketmeye ve gözetlemeye olan eğilimi ve filmdeki medya, televizyon ve toplum eleştirisidir. Filme gerçeklik bağlamında baktığımızda, yapıtın insanları bazı noktalarda düşünmeye itme çabası içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. İnsanın düşünme ve sorgulama yetisi, doğduğu toplumun coğrafyasından, dilinden, tarihinden, kültüründen, yaşam tarzından, inancından ve onun insana öğrettiği kadarından fazlası değildir. Filmde de vurgulanmak istenen bir yere kadar insanların istekleri, düşünceleri ve hayalleri çevresi aracılığıyla yönetilebilir ve kontrol edilebilir. “The Truman Show” birçok insanda “bize ne kadarı verilirse biz o kadarını görebiliriz” farkındalığını yarattığı için insanlara o dönemde gelişmeye başlamış olan medya ve reklamcılığa karşı farklı bir bakış açısı kazandırmıştır. Ayrıca filmde en gerçek ve doğru sandığımız şeyin bile sahte olabileceği çarpıcı şekilde anlatılmıştır. İnsan için oluşturulan, kurulu düzenden sapma korkusunu da filmin sonunda programın yapımcısının Truman’ın sahte dünyasını bırakamayacığını, gerçek dünyaya geçişe cesaret edemeyeceğini düşünmesinde görebiliriz. Fakat Truman korkak değildir, gerçeğin peşinden gider ve bu sonla bütün izleyiciler mutlu olur çünkü doğru olan budur. Fakat bu noktada yeni bir sorun çıkar, izleyiciler şimdi ne izleyecekler?

Farklı Bir Tüketim Biçimi ve Bağımlılık

Filmdeki bir diğer önemli konu, yapılan televizyon programında reklam arası bile olmamasına rağmen izleyicilerin bir dakika bile gözlerini televizyondan ayırmamasıdır. Orada yaratılan dünyanın sahte olduğunu bilmelerine rağmen, belki de programın yapımcısı tarafından Truman’ın tamamen gerçek olduğunun sürekli vurgulanmasının etkisiyle, izleyiciler programı kendi hayatlarının bir parçası yaparlar ve program için üzülüp yine program için mutlu olurlar. Hepsi bir ekran bağımlılığı içerisindedir. Programın yapımcısı tarafından da özellikle bu bağımlılığı arttıracak yollar izlenir çünkü o izleyicilerin bağımlılıkları üzerinden para kazanmaktadır. Filmin yapıldığı yıllarda henüz günümüzdekinin yarısı kadar bile medya bağımlılığı olmadığı halde bu durum bir filme konu edilip eleştirilecek kadar önemsenir. İnsanların hayatlarının her anını sergileme istekleri ve başkalarının hayatlarının her anını gözetleme istekleri artık apaçık bir gerçektir. 1998 yılındaki

bu yapıt o günün şartlarıyla bu sorunu, sahte bir televizyon programı üzerinden bizlere sunmuştur. Ki bugün televizyon ve aslında televizyondan da çok telefon bağımlılığı ile beyinlerimizin direkt olarak kontrol edildiğini biliyoruz. Truman Show içerisinde de düzenli olarak yapılan reklamlar, izleyicilerin yapacakları seçimleri doğrudan etkiler. Toplumun gözetleme/tüketme arzusu, televizyon, sosyal medya ve reklam ile doğru orantılıdır. Bu yüzden filme hakim olan temalar, anlatılmak istenen konular ve yapılan eleştiriler bugün hala geçerliliğini korumaktadır.

Bütün bunlar dışında yapım veya yazım yılı kendisinden önceye dayanan Blade Runner (1982), Nineteen Eighty-Four (1984), Groundhog Day (1993), 12 Monkeys (1995) gibi fimlerle birlikte The Truman Show’dan sonra yaşanılmakta olan hayatın kurgu, bambaşka bir boyut ya da sahte bir şey olmasını konu edinen Matrix (1999), Artifical Intelligence: Al (2001), Stranger Than Fiction (2006), The Man from Earth (2007), Avatar (2009), Inception (2010), Black Mirror (2011), Tomorrowland (2015) ve Tenet (2020) gibi filmlerin arttığı ve çok izlendiği görülmektedir. Bu yüzden 23 yıl önce bizlere sunulan bu yapıtın kendisinden sonra da insanların psikolojisi ve farkındalıkları üzerinde büyük etkiler yaratacak olan filmlere öncülük eden filmlerden biri olduğunu söyleyebiliriz.


KAYNAKÇA:

Akçalı, S., İ. (2006). Gündelik Hayat ve Medya. Tüketim Kültürü Perspektifinden Okumalar. Ankara: Ebabil Yayınları

Aydın, A. (2010). Yasadığımız Dünya. Ankara: Pegem Akademi

1, 2, 3, 4 ve 5

Total
0
Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki Yazı

Gözleri Yıldızlarda Bir Bilim Adamı: Galileo Galilei

Sıradaki Yazı

İtalyalı Bir Osmanlı Mimarı: Raimondo D’Aronco ve Eserleri

İlgili Yazılar