Heath Ledger

Selamlaar herkese!

Aklıma son anda gelen bir fikirle aniden post hazırlamaya kalkıştım. Hazır kendisinin de doğum günü gelmişken bugün sizlere benim de çok sevdiğim ve mükemmel bir aktör olan Heath Ledger’ı tanıtmak istiyorum. Bazılarınız onu zaten popüler olan “Joker” karakteriyle de biliyordur.

Heathcliff Andrew Ledger 4 Nisan 1979’da Avusturalya’nın Perth şehrinde dünyaya geldi. Asıl adı olan Heathcliff, ünlü yazar Emily Bronte’un ‘Uğultulu Tepeler’ kitabındaki karakterlerden birinin de adı ve aynı zamanda Ledger’ın kardeşi Kate’in de ismi bu kitaptan esinlenerek konulmuştur. Bir diğer güzel rastlantı ise kitaptaki Heathcliff karakterinin de, Heath’ın ilerleyen zamanlarda rol alacağı ‘Joker’ karakteri gibi çevresindekilere zarar veren, anti kahraman bir karakterde olması.

Heath ilk oyunculuk adımını 10 yaşındayken okulda rol almış olduğu Peter Pan oyununda attı. Ve 16 yaşındayken en yakın arkadaşı Trevor Dicarlo ile birlikte ailesi istememesine rağmen Sydney’e gitti. 1996 yılında “Sweat” adlı filmde rol oynamak için doğduğu yer olan Perth’e geri döndü. İlk sinema deneyimi Steve Vidler’ın yönettiği 1997 yapımı “Blackrock” filmiyle oldu. Burada ‘Toby’ karakterine can verdi.

Hollywood’a adım attığı ilk film ise -ki benim de kendisiyle tanışmış olduğum film olan- “10 Things I Hate About You” ile oldu. Ki pek bu filmde yer aldığı bilinmese de siz onu belki sosyal medya da editleri yapılan ‘şiir okuma’ kısmından da anımsayabilirsiniz. Bu filmde sergilemiş olduğu ‘Can’t Take My Eyes On You’ performansını çok beğenerek izlemiştim. Sizlere de severek önerebileceğim bir dizi. Ayrıca Heath’in var olan gizli müzikal yanını bu performansından da görebiliyoruz.

2000 yılına geldiğimizde “The Patriot” filminde Mel Gibson ile birlikte rol aldı. Söylenenlere göre Heath bu filmde Mel Gibson’la birlikte çalışacağı için çok heyecanlıymış ve kendisini yetersiz görüyormuş. Mel Gibson filmin çekimleri sırasında onu rahatlatmış ve oyunculuk adına da bir sürü tavsiyelerde bulunmuş. Öyle ki yönetmenden çok Gibson’u dinliyor ve sürekli onunla vakit geçiriyormuş.

Ertesi sene -2001 yılında- oynadığı “A Knights Tale” ses getiren filmlerinden biri oldu. Bu filmden sonra Showes ödüllerinde “Geleceğin Erkek Yıldızı” ödülünü aldı ve People Dergisi tarafından “Dünyanın En Güzel 50 İnsanı listesine seçildi. 2003 senesinde de Avusturalyalı suçlu Ned Kelly’nin hayatının anlatıldığı Ned Kelly” filminde ünlü oyuncularla rol aldı. Ayrıca sette tanışmış olduğu Naomi Watts ile de iki senelik bir beraberlik yaşadı.

2005 yılında Jake Gyllenhaal ile birlikte rol aldığı iki eşcinsel kovboyu işleyen yapım “Brokeback Mountain” ile bir sürü eleştiriye maruz kaldı Ledger. Filmdeki öpüşme sahneleri fazlasıyla tepki toplarken, bir kısım tarafından da cesur bulundu. Ve o yıl birçok tabunun yıkıldığı, sektörde de kırılmaların yaşandığı bir film olup ses getirdi. Ayrıca ekstra bir bilgi olarak Ledger’ın bir arkadaşının, oynadığı karakteri ciddiye almadığı, komik bulduğu fakat onun kendisine olan bakışlarından sonra düşüncelerinin tamamen değiştiğini söylediğini de okumuştum bir sayfada.

Bu film aynı zamanda Heath için de özel olan bir filmdir çünkü rol arkadaşı Michelle Williams ile sevgili oldular ve kısa bir zaman sonra da Williams’ın hamile olduğu öğrenildi.

Heath için o dönem çok güzel geçmiştir. Ailesi ve arkadaşlarının söylediklerine göre Heath elinde sürekli bir kamerayla gezer ve her zaman enerji dolu olurmuş. Ailesi onu sadece bir oyuncu değil, oyunculuğun yanında tam olarak bir sanatçı olarak da tanımlıyorlar. Ve arkadaşının söylediklerine göre Heath, hiç beklenmeyen saatlerde arar, sabahın 6’sında bile olsa kapılarını çalıp onları kahvaltıya çağırırmış. Ve farklı projeler yapmak için de onu uyandırırmış. Bunlardan biri olan ve benim de ilginç bulduğum Ledger’ın yönetmenlik yeteneğini denemek için arkadaşını oyuncu olarak kullanmak istemesi. Hatta arkadaşı bir röportajda bunun hakkında da konuşuyor.

“Heath benim arkadaşımdı ve ben oyunculuğumla arkadaşıma kendimi beğendirmeye çalışıyordum. Bundan büyük zevk duyuyordum. O, birinin sahip olabileceği en eğlenceli arkadaştı.”

Keşke hepimizin hayatında da Heath gibi etrafına neşe ve pozitiflik veren biri olabilse 🙂   

Heath Ledger’ın ilk yönetmenlik denemesi arkadaşı N’fa Jones için çektiği Cause An Effect klibiydi. Videoyu çekmek için ellerinde iyi miktarda para bulunmasına rağmen fazla para kullanmayı gereksiz bulan Ledger, yalnızca şemsiye ve makyajla her şeyi bir günde halledebileceklerini söylemiş. Ledger’ın tam bir bağımsız yönetmen kafasında hareket ettiğini söyleyen yakın arkadaşları, onun film setlerinde de aynı ruhla çalıştığını da söylemiş.

Oyunculuğun yanı sıra Ledger müzik ile de ilgili biriydi ve arkadaşı Ben Harper ile Music Masses adlı bir müzik şirketi kurarak Harper’ın birkaç müzik klibini çekti.

Müzik video yapımcılığıyla başladıktan sonra ileride film çekme hayali olan ikili, Amerikan kültüründe rahatsız oldukları şiddet ögesinin karşıtı filmler çekme istiyorlardı. İkilinin planladıkları ve başrolünde güçlü bir kadın karakterin yer aldığı The Makings of You, Amato’nun çalışmalarıyla 2014 yılında sonlanabildi.

2002 yılına geldiğimizde Marvel’ın çizgi romanlarını yayınladığı süper kahramandan uyarlanan ve Sam Raimi’nin yönettiği filmde Örümcek Adam’ı oynaması için düşünülen aktörlerden biri olsa da Ledger bu rolü kabul etmedi. Bu rolün ona uymadığını ve eğer kabul ederse başkasının hayalini çalmış olacağını söyledi.

Fakat Nolan “The Dark Night” filminde ‘Joker’ rolü ile kendisine geldiğinde direkt kabul etti ve hazırlıklara başladı. Ledger yaklaşık bir ay boyunca kendisini bir otel odasına kapatarak çeşitli ses ve görüntü çekimleriyle rolüne odaklanmaya çalıştı. Ve bir röportajında da şunları söyledi:

“Londra’daki otel odamda bir ay boyunca kaldım, kendimi oraya kilitledim. Bir günlük oluşturup, sesler üzerine çalıştım. İkonik bir ses ve gülüş bulmak önemliydi. Davranışlarına dair vicdan duymayan bir psikopatın alemine dalmıştım. O gerçek bir sosyopat ve soğukkanlı bir palyaço.”

2008 yılında ‘Joker’ olarak tanıtıldığı sıralarda insanlarda büyük bir ön yargı vardı ve rolü taşıyamayacağına, uymadığına dair olumsuz yorumlar çoktu. Fakat Jack Nicholson’un oyunculuğunun yanında ezilecek diye beklenen Ledger, filmin trailer’ı yayınlandığı anda herkesi şoke ederek, ortalığı kasıp kavurdu. 

Tekrardan bir ekstra bilgi olarak Ledger’ın bu filme taşıyamacağına dair ön yargıya sahip olanlardan biri de onun arkadaşıydı. Bunu ona söylediğinde Ledger’ın bir anda Joker’in kült repliklerinden olan “Bu yüzümdeki yaralar nasıl oldu biliyor musun?” repliğini söylediğini ve kendisinin kalakaldığını söylüyor. Bu replik benim de kaçıncı dinleyişim olursa olsun her defasında içimi ürperten ve Ledger’ın oyunculuğuna bir kere daha aşık olduğum repliklerinden biridir.

Ledger’ın ‘Joker’ rolü için yaptığı bir sürü çalışma ölümünden sonra babasının günlüğünü ortaya çıkarmasıyla fark edildi. Çekimler boyunca Ledger, Joker hakkındaki fikirleri ve ilhamlarını buraya not aldı. Ve çekimlerin sonunda, karakteri nedeniyle oldukça yorulan Ledger, günlüğünün son sayfasına “Hoşça Kal” yazdı.

Filmin senaryosu o sıralar daha tamamlanmadığından hazırlık süreci fazla sürdü ve o sıralar Nolan Ledger’a yardımcı olmak için aralarında “A Clockwork Orange” de olmak üzere birkaç yapım önerdi.

Hastane patlaması sahnesinde de patlayıcılar olması gerekenden geç patladığından Ledger o sahnede doğaçlama yapmak zorunda kaldı. Ve Batman’le olan sorgu sahnesinde de role daha iyi girebilmek için Bale’den kendisine gerçek bir yumruk atmasını istedi.

Hatta Bale, The Hollywood Reporter’a verdiği röportajında şunları söylüyor:

 “Ledger beni dolduruşa getiriyordu. Ona, “Biliyor musun, sana gerçekten vurmama gerek yok. Yapmasam bile bu sahne iyi gözükecek.” dedim. O da bana “Devam et, devam et, devam et…” dedi. Kendini oraya buraya atıyordu hatta bu yüzden setteki taş duvarlarda kırıklar ve çatlaklar oluşmuştu. Kendini role tam anlamıyla vermişti.”

Buradaki kostümü ve makyajına gerçekten bayılmıştım 🙂 Ve hazır makyajdan bahsetmişken de Ledger’ın kendisine yapılan Joker makyajını beğenmeyip kendi aldığı malzemelerle kendi makyajını yaptığını ve çekim aralarında dahi çıkarmadığını biliyor muydunuz?

Bunlar da meşhur sorgu sahnelerinden. Bu sahnede gerçekten fazlasıyla akıllıca ve ince kurgulanmış sahnelerden. Etkisi hala daha üzerimde. Eğer daha izlemediyseniz kesinlikle bu yazıdan sonra başlamanızı tavsiye ediyorum. Ledger’ın bu rol için verdiği emekler, her işini ciddiye alışı ve en iyisi olması için uğraşması gerçekten hayran duyulası bir aktör olduğunu kanıtlar derecede.

Film yayınlandıktan sonra bir sürü övgüler alarak ödüllere aday gösterildi. Hatta Oscar’da ödül kazanan ilk süper kahraman filmi oldu ve akademinin bu kategoriye karşı olan ön yargılarını da kırmayı başardı.

Fakat maalesef Ledger filmin yayınlanışını göremeden, 22 Ocak 2008 tarihinde masörü tarafından evinde ölü olarak bulundu.

2009 Oscar Ödülleri’nde de “En İyi Yardımcı Oyuncu” ödülünü kazandı. Ödülü annesi, babası ve kardeşi onun adına aldılar ve kızı Mathilda 18 yaşına geldiği zaman bu ödül ona teslim edilecek.

Ledger hayatını kaybetmeden önce “The Imaginarium Of Doctor Parnassus adlı filmde rol alıyordu. Ölüm haberinden sonra filmin iptali düşünüldü. Fakat sonra vazgeçilerek yerine Johnny Depp, Jude Law ve Colin Pharrel ile anlaşıldı. Yani bir karakteri 4 farklı aktör canlandırmış oldu ve aktörler bu filmden aldıkları ücreti Ledger’ın kızına verdiler.

Nolan Ledger’ın ölümünden sonra filme devam etmeyecekti. Fakat gelen ısrarlar sonucu üçüncü filmi de çekerek seriyi tamamlayıp bir daha süper kahraman filmi çekmeyeceğini açıkladı.

Ledger’ın ölümü hakkından bir sürü söylenti internette dolaşmakta. Hatta bunlardan en popüleri olan ‘Joker’ rolüne kendini fazlasıyla kaptırmış olması, intihar etmesi. Fakat ailesi bu söylentilerden oldukça rahatsız ve bunların asılsız olduğunu söylemekte. Kardeşinin bunun hakkında olan röportajları da mevcut. Bu da benim bulduğum ve ailesinin yayınlamış olduğu bir yazı:

“Biz, Heath’in ailesi, yardımcısı tarafından saat 03:30’da huzurlu uykusunda bulunan sevgili oğlumuzun, Mathilda’nın babasının, zamansız, kaza eseri ve trajik ölümünü teyit ediyoruz. Bu zamanda, arkadaşlarımıza ve tüm dünyadaki herkese iyi dileklerinden dolayı teşekkür etmek istiyoruz. Heath, kısa hayatında birçok insanın hayatına etki etti, fakat çok azı gerçekten onu tanıma zevkine ulaştı. O, mütevazı, cömert, iyi yürekli, hayatı seven ve bencil olmayan bir insandı. Şimdi lütfen, ailemizin yas tutma ihtiyacına saygı gösterin.”

Ben Harper’ın (müzisyen arkadaşı) anlattığına göre, Ledger kızına fazlasıyla bağlıymış. Harper’a arkadaşlarıyla eğlendikleri gecenin sabahında bir piyano hediye ediyor ve kızının doğumuna yakın onu arayıp doğacağını, bu sebeple ondan kızına bir şarkı yazmasını rica ediyor.

Bundan dolayı Ledger 4 yıllık beraberliğin ardından Williams’la ayrılmalarının sonrası, kızından uzak kalacak olmasından dolayı fazlasıyla yıpranıyor ve uyku problemi gibi birçok rahatsızlık yaşıyor. Yani internette duyduklarımız kadarıyla ölümü için intihardı diyerek oynadığı rolü öne sürmek pek etik kalmıyor. Çünkü Ledger kızına fazlasıyla düşkün olan bir babaydı ve onunla geçirmek istediği zamanları vardı.

”Şu an ölüm hakkında iyi şeyler hissediyorum çünkü öldüğümde kızımla var olmaya devam edeceğim, ama aynı zamanda ölmek istemiyorum çünkü kızımın büyüdüğünü görmek, her anında yanında olmak istiyorum.”

Kısacası insanların ölümünü intihar olarak göstererek medyaya yansıtmasının hoş olmadığını düşünüyorum. Ki hali hazırda ailesi de bundan rahatsız olduklarını dile getirmişken. Ledger’ı ‘Joker’ rolünden dolayı intihar eden bir aktör olarak görmek yerine başarılarıyla, bizlere bırakmış olduğu güzel yapıtları ve sergilediği usta oyunculuğuyla anmamız daha özel olacaktır.

Kısaltmalar yapmama rağmen biraz fazla uzun olduğunun farkındayım. Okurken sizleri sıkmamaya ve bilgilendirici olmaya çalışıyorum. Yazımı bitirmeden önce vereceğim son iki ekstra bilgi kaldı ve her ne kadar uzatmak istemesem de bunları çıkarmaya gönlüm pek el vermiyor 🙂 Sizlere bu bilgileri toplarken benim de yararlanmış olduğum, 2017 senesinde çıkan “I am Heath Ledger” belgeselini de izlemenizi kesinlikle önererek son bilgilerime geçiyorum.

Bunlardan biri Ledger’ın medyayla arasının iyi olmaması ve artan ünü hakkında vermiş olduğu röportajlardan kesitler. Ledger oyunculuğa sonsuza kadar devam etmeyeceğini, bunun sıkıcı olabileceğini röportajlarında sık sık dile getiriyor.

Ve bir röportajında “Kendimi bir şişe kola gibi hissetmeye başlamıştım. Ve çevremde, beni popüler bir şişe haline getirmek için pazarlama dolapları dönüyordu. Ve bilirsin, kolanın tadı bok gibidir. Ama her yerde posterleri vardır. O yüzden insanlar satın alır. İşte ben de, bok gibi bir tadım varmış ve sebepsiz yere satın alınıyormuşum gibi hissediyordum.”diyor. Ledger’ın basın mensuplarıyla arasının iyi olmayıp tartıştığı anları da vardır. Hatta Ledger Avusturalya’da bulunan evini bu sebeple Amerika’ya taşımıştır.

2006 yılında vermiş olduğu başka bir röportajında da “Film endüstrisindeki pek çok aktörün problemi aynı. Hepimiz harika olduğumuzu düşünüyoruz biliyor musun? Ve %98’imiz berbatız. Ve kendimizi geliştirmeden önce bunu fark etmemiz gerekiyor.”diyor ve bizler bu cümlelerinden de onun ne kadar duyarlı bir insan olduğunu tekrardan anlıyoruz.

Aslında paylaşmak istediğim daha çok düşüncem var fakat dediğim gibi uzatmak istemiyorum. Son ekstra bilgimize geçiyorum.

Buraya kadar yazdıklarımda Heath Ledger’ın aktörlük hayatından ve projelerinden konuştuk. Peki ya siz kendisinin tam bir satranç aşığı olduğunu biliyor muydunuz?

Küçükken ‘Küçükler Satranç Turnuvası’nı kazanmıştır ve eğer yaşasaydı, hem yönetmeyi hem de oynamayı planladığı Walter Tevis’in 1983 tarihli romanı -The Queen’s Gambit’in Ellen Scott adaptasyonu- onun ilk uzun metrajlı film yönetmenlik denemesi olacaktı.

”Öldüğümde param benimle olmayacak, filmlerim yaşayacak ve insanlar filmlerime bakarak nasıl biri olduğumu yargılayacaklar. Ben sadece meraklı kalmaya ve Joker gibi gülümsemeye devam etmek istiyorum.”

Yaşasaydı dün 42 yaşına girmiş olacaktı. İyi ki doğdun güzel insan ve bize bu muhteşem yapıtları bırakabildin.

Umarım sizler için de açıklayıcı bir yazı olabilmiştir. Eğer bir yanlışım varsa kusura bakmayın, elimden geldiğince iyi araştırmaya çalıştım. Kaynak olarak 2017 yılında çıkan “I Am Heath Ledger” belgeselini, Onedio, Wikipedia, birkaç internet sitesini ve Youtube videolarından aldığım bilgilerden topladıklarımı bir araya getirerek kullandım. Keyifli okumalar.

Total
0
Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki Yazı

Kırın Zincirlerinizi! Öğrenilmiş Çaresizlik

Sıradaki Yazı

İslam ve Felsefe

İlgili Yazılar