Lady Bird

Saoirse Ronan ve Laurie Metcalf; Greta Gerwig’in büyümek, anne-kız ilişkileri ve ayrılık kaygısıyla ilgili hareketli ve komiklikler barındıran filminde muazzam bir rol oynuyor.

Greta Gerwig ilk uzun metrajlı filminde son derece başarılı bir iş ortaya koymuş. Zaten aldığı ödüller ve adaylıklar da bunun kanıtı. “Lady Bird” de Gerwig, Sacramento’da 2002 sonbaharı ile 2003 sonbaharı arasında geçen, genç bir kızın hayatının genel yönleriyle uyumlu bir reşit olma öyküsünü anlatıyor. Filmde pek çok otobiyografik izler gözleniyor. Gerwig de filmin kahramanı Christine “Lady Bird” McPherson gibi, Sacramento’da büyüdü, bir Katolik lisesine gitti ve üniversite için New York’a gitti. Ancak bu tarz “yazarından izler taşıyan” filmlerde olduğu gibi bu filmde de ne kadarının gerçeğe dayandığını bilmiyoruz. Aslında bu da kısmen eğlenceli sayılabilir. Ancak şu söylenebilir ki filmdeki her şey gerçekte yaşanmış olabilecek kadar iyi tasvirlenmiş.

Lady Bird’ü bu kadar başarılı yapan şey ana hikâye veya karakterler değil. Diğer bütün ayrıntılar ile yapılan tasvirler. Çünkü yapılan konuşmalardaki ayrıntılar veya diğer karakterlerin küçük farklılıkları her karakteri aslında kendine has yapıyor, böylece izleyici de filme daha çok bağlanıyor. Film bir yandan da 11 Eylül sonrası Amerikasındaki kaygılara ve ekonomik durumlara ufak bir göz kırpıyor.

Film yapı olarak aslında gençlik komedisi sayılır. Klasik gençlik filmlerinde olan unsurlar var: ilk kez âşık olmak, ilk kez seks yapmak, baloya gitmek, uzun zamandır arkadaşı olan kişiyi daha havalı olan kız için bırakmak. Annesi ile tartışmak ve kendi halinde olan babası ile iyi ilişki kurmak. Bu tür şeylere baktığınızda aslında Lady Bird’ü sıradan filmler sınıfına koyabilirsiniz. Ama Gerwig’in burada yaptığı farklı karakterler yaratmak değil sıradan karakterleri küçük ayrıntılar ile değiştirerek izleyiciye sunmaktır.

Saoirse Ronan, Lady Bird olarak gayet başarılı. Aslında ismi Christine olan ama kendisine ‘Lady Bird’ ismini veren karakterimiz ergenliğin getirdiği savrulma ile ne yapacağını bilemez haldedir. Dayatmalardan kurtulmayı amaçladığını düşünür, aslında bundan dolayı kendisine ailesinin verdiği isim yerine kendi seçtiği isim ile hitap edilmesini ister.

Laurie Metcalf anne rolündedir. Kocasının işten çıkarılmasından sonra ailenin yükü onun omuzlarındadır. Bundan dolayı bazen aşırıya kaçacak şekilde ailesini korumaya çalışan bir kadındır. Bu sebeple kızıyla sıklıkla tartışan ama bunu sırf onu sevdiği için yapan annedir.

Kızına “Senin en iyi versiyonuna ulaşmanı istiyorum.” diyor, Lady Bird ise “Ya en iyi versiyonum buysa…” diye cevap veriyor. 

Aslında bu anne ile kızı arasındaki ilişkiyi özetlememize yardımcı olan bir sahnedir.

 Senaryo çok iyi yazılmış, zaten Gerwig’in önceki doğaçlama performanslarından çok iyi bir yazar olacağı beklenen bir şeydi. Ama bu kadar akıcı ve kendini dinleten hatta okutan bir senaryo ortaya koyacağını fazla kişi tahmin edemezdi.

Filmimiz arabayla geziden dönen Christine ve annesi Marion’ın “Gazap Üzümleri” kitabının sonunu dinlemeleri ile başlıyor. İkisi de bir ah çekerek gözyaşlarını siliyorlar. Sonrasında nasıl oluyorsa tartışmaları başlıyor ve klasik komedi sahnesi şeklinde sahne bitiyor. Christine üniversiteyi New York’ta okumak istiyor ama hem notlarının pek iyi olmaması hem de ailesinin maddi durumunun o kadar iyi durumda olmaması gibi sorunlarla karşılaşıyor. Bu sorunlarla uğraşırken bir yandan da ergenliğin getirdiği birtakım olayları atlatmaya çalışıyor. Bunları yaşarken ailesi ve arkadaşları ile yaşadığı olaylar bizlere gösteriliyor. Filmi bu şekilde özetliyorum. Bu ödüller sahibi filmi hem izlemenizi hem de takdir etmenizi bekliyorum. (Özellikle Saoirse Ronan’ın performansını)

Bitirmeden önce buraya çok hoşuma giden bir diyalog daha koymak istiyorum. Christine ile okuldaki rahibe öğretmenlerden birisi arasında geçiyor.

 Rahibe: Üniversite denemeni okudum. Sacramento’yu sevdiğin aşikâr.

Ladybird: Öyle mi?

R: Sacramento’yu özenle anlatmışsın, çok etkileyici olmuş.

L: Tasvir ediyordum, o kadar.

R: Bana sevgi gibi geldi.

L: Evet, dikkatimi veriyorum galiba.

R: Sence de ikisi aynı şey olamaz mı? Sevgi ve dikkat vermek…

Total
0
Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Previous Post

Soundtracklerin Tanrısı – Hans Zimmer

Next Post

Yokluğun Verdiği Acı – Hayalet Uzuv Sendromu

Related Posts

Palm Springs

Ah yine mi aynı günde sıkışıp kalma filmi… Galiba endüstri bu fikri pişirip pişirip önümüze koymaya devam edecek…
Read More