Yoksulluk

AMARTYA SEN’İN KAPASİTE YAKLAŞIMINA GÖRE TÜRKİYE’DE YOKSULLUĞUN BOYUTLARI

Günümüzde sosyal ve ekonomik açıdan ele alınan yoksulluk kavramı geçen zaman içerisinde iktisatçılar tarafından yoksulluk ve ölçümleri olarak birçok defa masaya yatırılmıştır. Yoksulluk ölçümlerine ulaşılabilmesi için önceliğimiz yoksulluk kavramının anlaşılmasıdır. Fakat burada yoksulluğu tek bir kalıba sığdırmak zordur. Çünkü yoksulluk ülke ekonomilerinden bu ekonomiyi oluşturan toplum yapısından ve uygulanan politikalardan bağımsız tutulamaz.

            Genel bir tanım yapılması gerekirse yoksulluk eksiklik veya ulaşamama durumu olarak tanımlanabilir. Burada önemli olan kısım ise Sen’in kapasite yaklaşımına göre temel kapasitelere ulaşamamak olarak tanımlamasıdır.

 İlk kısımda da denildiği gibi yoksulluğun belirlenmesinde birçok ölçüm kaynağı vardır. Bu ölçüm kaynaklarına ihtiyaç duyulmasının başlıca sebebi yoksullukla baş eden bireylerin ihtiyaçlarının alt seviyeden üst seviyeye taşıyarak kendi kendine yetine bilirlik durumuna gelmesini sağlamaktır. Böyle bir durumda ise bir ülkenin veyahut toplumun yoksul kesimini değil genel bir şekilde herkesi ilgilendiren bir konu haline gelmektedir. Bu da yoksulluğun tanımının önemini bir kez daha vurgulamaktadır.

AMARTYA SEN’İN KAPASİTE YAKLAŞIMI

Yoksullukla birlikte diğer bir önemli konu ise Amartya Sen’ in kapasite yaklaşımıdır. Bu yaklaşıma gelinmeden önce ilk aşamalarının Adam Smith, Marx ve Aristotle’de görüldüğünü söylemek gerekir. Sen’in bu konuda ilgisinin artmasını sağlayan diğer bir iktisatçı ise Adalet Teorisi ve özgüven gibi konuları vurgulayan Rawls’dır.

 Amartya Sen’in kapasite yaklaşımı, bir bireyin isteklerine ulaşma doğrultusunda elde ettiği kazanımlarının hayat standardını yükseltmesidir. Burada kilit nokta ise kazanım ve kapasitedir. Çünkü bir bireyin ve bu birey doğrultusunda toplumun zorundalık dışında kendi isteklerini göz önüne alıp verimli çalışması sonucunda kazanımlarına ulaşması refaha ulaşmanın önemli kuralıdır. Buradan da anlaşıldığı üzere refaha ulaşırken sadece maddi unsurları değil bireyi mutlu edecek, hayat kalitesini yükseltecek konular önem kazanmaktadır. Sen’in bu görüşünün aksine geleneksel refah iktisadı teorisi bireyin rasyonalitesiyle gündeme gelir. Bize yabancı olmayan bu teori bireyin yapacağı ve yaptığı her davranışın sonunda kendi faydasını düşünmesinden geçer.

SEN’İN GELENEKSEL REFAH TEORİSİNE ELEŞTİRİSİ

Sen’in geleneksel refah teorisine birçok eleştirisi olmuştur. Bu eleştirilerin kilit noktası ise bireylerin sadece birey olarak ele alınıp bunun arkasındaki aile faktörünün yok sayılması, bireyler arası etkileşimin göz ardı edilmesi, tercihler doğrultusunda hayat standardına yönelik sahip olunması gereken imkânların kısıtlanması gibi birçok konuyu eleştirmiştir. 

Diğer bir eleştiri konusu ise “pareto optimum”dur. Pareto optimumda önemli nokta fayda kavramıdır. Pareto optimumla birlikte pareto optimal kavramını da ele almak durumundayız. Pareto optimal toplum içerisinde bir kesimin iyi durumdayken diğer kesimin ise kötü durumda olmasını anlatmaktadır. 

Sen ise bu kısımda faydayı bireyler arası kıyaslamasa da durumu iyileştirmek adına bir yerden alıp diğer tarafa eklemenin toplum refahını arttırdığı görüşündedir.

Bu da kapasite yaklaşımının uygulanabilirliğini gündeme getirmektedir. Kapasite yaklaşımına bir de kalkınmayı eklemek yanlış olmaz. Kalkınma denildiği zaman ekonomi alanında toplum ve ülke seviyesinin artması aklımıza gelmektedir.

Fakat eklenmesi gereken kısım ise kapasiteyle birlikte insan faktörü de ele alınarak istekler daha da göz önünde tutulmuştur. İsteklerden kastedilen bireyin refah ve mutluluğudur. Hak ve özgürlüklere ulaşmış birey, toplumu belli bir noktaya getirir; toplum ise ülke kalkınmasında önemli bir rol oynar. Bu seviyeye gelinmesi için Amartya Sen’in farklı görüşleri mevcuttur. Ana başlıklarıyla ele alacak olursak; cinsiyet ayrımı (kız veya erkek olması, ailelerin cinsiyet önceliği), kadınların ülke içerisindeki yeri, kıtlıklara neden olan yanlış dağıtım. 

Yanlış dağıtım, bir tarafa daha çok verilirken yani kaynaklar bir tarafa toplanırken diğer tarafın yoksulluk için de olmasından kaynaklanmaktadır. Bu da ülkelerin gelişmişlik seviyesine göre gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler açısından farklılıklar içermektedir. Sen ve Dreze yanlış dağıtım ve kıtlığın gelişmiş olan ülkelerde olmadığını bunun sebebini ise ülke vatandaşlarının farkındalığından kaynaklandığını belirtmektedir.

1970 yılında kendi endeksini geliştiren Sen’in hedeflediği nokta yoksulluğun önüne geçmek için yoksulluk sınırının altında kalan kısmı değil buna gerçekten ihtiyacı olan kesimin ihtiyaçlarının karşılanması yönündedir.

İNSANİ GELİŞME ENDEKSİ

Sen’in kapasite ve kazanımlar teorisine göre İnsani Gelişme Endeksi doğmuştur. İnsani gelişme endeksi, GSMH VE GSYİH’yı da içinde barındırarak ülke ekonomisi hakkında bilgi aktarmaktadır. Bu endeksin içeriğine bakıldığında üç temel konu mevcuttur. Bu konular ülkenin bireylerine sağladığı standartlara göre ışık tutmaktadır. Yaşam kalitesi, okur yazarlık düzeyi ve son olarak da kişi başına düşen GSYİH’dır. Bu endeksi sonuca bağlamak ve yorumlamak için bir formül kullanılmaktadır. Gerçek değerin minimum değerden çıkarımı elde edilen değerin ise maksimum değerle minimum değerin çıkarımına bölünmesiyle ulaşılmaktadır. 

Diğer bir endeks olan İnsani Yoksulluk Endeksi ise İnsani Gelişme Endeksi’ndeki maddelere benzeşmekle beraber buradaki sıkıntı bu konuların olmamasından kaynaklanmaktadır. Yani bireylerin hayatlarını iyileştirme yönünden hatta toplum yönünden eksikliğini ifade etmektedir. 

Böylelikle kalkınmanın ya da büyümenin sadece ekonomiden ibaret değil arkasında yatan insan olgusunun da yok sayılmaması, bu olguyla birlikte yoksulluğa sebep olan etmenlerin kapasite yaklaşımıyla farklı bir boyut kazanmasını, hayat standardının iyileşmesiyle ülkeler arası farklılığın aynı zamanda ekonomi yönünün de katılarak İnsani Gelişme Endeksinin ve İnsani Yoksulluk Endeksinin zıt durumlar olarak karşımıza çıktığını görmekteyiz.


KAYNAKÇA

Tolga KABAŞ Ekonomik Yaklaşım, Cilt: 17, Sayı: 60-61, ss. 77-92

Ayşegül Taşöz Düşündere, Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı UNDP,TEPAVHesaplamaları

Prof. Dr. Nuray Gökçek Karaca (Anadolu University, Turkey),Ph. D. Candidate Berrin Gökçek (Anadolu University, Turkey),Türkiye ve Geçiş Ekonomilerinde Çok Boyutlu Yoksulluk veİnsani Gelişme TUİK,2012 Yoksulluk Çalışması

Total
24
Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki Yazı

Salvador Dali – Eriyen Saatler

Sıradaki Yazı

İstanbul’un İki Göz Bebeği

İlgili Yazılar