Varlıkların Adlandırılması Eylemi

Yaşadığımız dünyada gördüğümüz veya zihnimizde olan kavramları dil yoluyla ifade ederiz. Dil yoluyla ifade ettiğimiz dünya sözel ve olgusal olmak üzere değerlendirilebilir. Sözel ve olgusal dünya birbirleriyle bağlantılıdır.

Yaşadığımız dünyada gördüğümüz veya zihnimizde olan kavramları dil yoluyla ifade ederiz. Dil yoluyla ifade ettiğimiz dünya sözel ve olgusal olmak üzere değerlendirilebilir. Sözel ve olgusal dünya birbirleriyle bağlantılıdır. Olgusal dünyada zihinde kavramsallaşan ve ses yoluyla sözel dünyaya aktarılan olay adlandırma eylemidir. Adlandırma yoluyla ise o nesneye belirli bir anlam yüklenmektedir.

Bu yazıda Platon ve Demokritos’un düşüncelerinden yararlanarak dil üzerinde duracak ve kendi düşüncelerim açıklanmaya çalışılacaktır.

Platon’un dil felsefesini anlamak için öncelikle varlık öğretisine bakmak gerekir. Çünkü onun varlık öğretisi ve dil felsefesi bir bütündür. Ona göre varlık ideaların birer kopyasıdır. Akılla kavranan, değişmeyen asıl varlık yani idealar; problemin çözümü için açıklayıcı, model, bir işletim sistemi olarak anlaşılabilir Platon’un görüşlerinin, nesnenin kendi başına bir anlama sahip olmadığını ve anlam dilde ortaya çıktığından nesnenin anlamlılığının dil ile mümkün olduğunu savunan tez doğrultusunda olduğunu biliyoruz. Bu tezin ilk temsilcileri doğalcılardır.

Platon dilde düzenli bir yapı görmektedir ve bu düzenlilik görünüşler dünyasındadır. Bu düzenliliği ortaya koyabilmek için biçimlenmiş bir dil mevcuttur. Sonuç olarak Platon’a göre adlar ile adlandırdıkları nesneler arasında doğal bir bağ vardır ve nesnelere anlam vericinin varlığı zorunludur.

Şimdi Demokritos’tan yani benim bu konudaki düşüncelerimi aktarmamda destek olacak düşünürden bahsedeceğim. Platon’a göre zıt bir görüşü benimsemektedir. Ona göre dil sosyal bir fenomendir ve insanoğlunun tarihinin bir parçasıdır. Evrimsel süreçte insanın kendisini gerçekleştirmesini mümkün kılan bir eylemdir.

Demokritos uzlaşmacılığı temsil etmektedir. Uzlaşmacılar, dilin ve nesnelerin tanımının insanlar arasındaki uzlaşmadan meydana geldiğini savunmaktadırlar . Ben de bu görüşü benimsemekteyim. Bunu anlamak için Demokritos’un felsefi görüşüne bakmakta fayda var. Demokritos’a göre varlık sonsuz sayıda çok küçük parçacıklardan oluşmuştur. Bu parçacıklara atom adı verilmektedir. Atomlar harflerin kelimeleri oluşturması gibi varlığı meydana getirirler. Demokritos; Platon gibi varlığı idealardan oluşan bir şey olarak değil, varlığı nesnel dünyanın bir parçası olarak görmektedir. Bu bağlamda insanlar dili zamanla heceleyerek ortaya çıkarmış, zaman içinde anlamlı sesler çıkarmayı öğrenmiş ve bu öğrendikleri seslere belli kavramlar yükleyip anlamlı sesleri belli nesnelere adlandırma yoluyla vermişlerdir. Bu bir tür evrimci dil anlayışıdır. Yani dilin zaman içinde kültürel evrim ve eylemle ortaya çıktığını anlatan bir düşüncedir.

Bu iki farklı düşünceyi de açıklamamın sebebi dil konusunda her ikisinin de önemli bir çaba içinde olmaları ve düşüncemin oluşmasında katkı sağlamalarıdır. Benim görüşümce dil; zamanla oluşan ve insanların iletişim ihtiyacından dolayı önce seslerle, bağrışlarla daha sonra kelimelerle ve nesneleri adlandırma ihtiyacıyla gelişen ve insanın kendisini gerçekleştirmesi için zorunlu olarak ortaya çıkmış bir etkinliktir.

Aslında dil insanı diğer hayvanlardan ayıran, dolayısıyla insanı insan yapan temel eylemlerden en önemlisidir.

Total
3
Shares
Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önceki Yazı

Yokluğun Verdiği Acı – Hayalet Uzuv Sendromu

Sıradaki Yazı

Dünyanın En Uzun Süren Deneyi – Zift Damlası Deneyi

İlgili Yazılar